Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Adanalı Hanımağa 14
Arkasındaki yerimi aldım. Hanımağa’nın kaldırdığı yarağımı götünün derin yarığına sürttüm bir süre. Sürterken Hanımağa “Hadi ulan!” demeye başlamıştı kısık sesiyle. “Tamam!” dedim usulca ve başparmaklarımla amını iyice ortaya çıkardım.

Dudaklarının arasındaki etli boşluğa soktum yarağımı. Yoğun bir sıcaklık vücuduma yayılmaya başladı. Kısa sürede dibine kadar içindeydi yarağım. Bir süre o şekilde bekledim. Dolgun göt yanaklarını kavrayıp ağır ağır gidip gelmeye başladım içinde.

Acele etmeden, zevkine vara vara sikiyordum. Göt deliğini açığa çıkardım parmaklarımla bu sırada. Sağ başparmağımı deliğin ağzında oynatırken Hanımağa ağzından çıkan fısıltıyı andıran sesler eşliğinde inliyordu. Ara sıra hızlanıyor sonra yine yavaşlıyordum.

Amının yağlı sıvısının etkisiyle içinde gidip gelmem çok kolaydı. Ancak bu yavaşlık Hanımağa’nın hoşuna gitmemişti. “Adam gibi sik ulan, bu ne!” dedi başını çevirip. O zaman amında yarağımı sağa sola oynatarak sikmeye başladım. Yarağım amının duvarlarına sürtündükçe zevke geliyordu Hanımağa ama bu da yeterli değildi onun için. Daha hızlı yapmamı istiyordu.

“Az doğrul o zaman!” dediğimde dirseklerini koydu masanın üstüne. Götü biraz daha havaya kalkmıştı bu sayede. Yarağımı amından çıkarmadan pompalamaya başladım. Ecem’in şarkıları eşliğinde Hanımağa’yı istediği gibi hızlı hızlı sikiyordum. Yağlı göt yanakları löpür löpür oynuyordu her yarak darbemle.

Ama aklım götündeydi. Sağ başparmağımı yavaşça soktum içine. Göt deliği açılıp genişlerken ilk boğumuna kadar içine girmişti. Hanımağa bundan keyif almış gibi sarı saçlarını savuruyor, başını oynatıyordu durmadan. Göt yanakları kasılıp gevşiyordu. Deliği parmağıma yoğun bir baskı yapıyordu.

Ayaklarını oynattıkça siyah topuklu ayakkabılarının yerdeki mermer zemin üstünde çıkardığı sesler sikişmemizin seslerine karışıyordu. Hafif hafif götünü çalkalıyordu Hanımağa, birkaç defa kendisi ileri geri yaylandı ben sabit şekilde dururken. Pasif bir şekilde sikilmek yerine olayın içine katılmak istiyordu.

Büyük maun masanın üstündeki ıvır zıvırlar sikişmemizin etkisiyle yer değiştirirken açık duran laptopun ekranı sallanıyordu. Hanımağa keyifli iniltiler çıkarırken ben de ona katılıyordum. Ama birilerinin duymaması için kendimizi tutuyorduk.

Amından çıktım bir süre sonra. Hanımağa “Geldin mi!” diye sordu oysaki boşalmama daha çok vardı. Cesaretimi toplayıp “Arkandan girmek istiyorum!” dediğimde doğruldu. Amından sikilmek istiyordu, götünü vermek gibi bir niyeti yoktu. Hiçbir şey demese de yüzündeki ifade bunu gösteriyordu. Açık kahverengi gözleri çakmak çakmaktı. Hanımağa gibi bir kadını sikmek büyük bir olay iken götünden sikmeye kalkmak daha da zordu. Ona hakaret etmek gibi bir durumdu.

“Sen git karını sik götünden, adam gibi yapacaksan yap, yoksa siktir git!” dedi dişlerini sıkarak. “Tamam, kızma, sadece söyledim!” dediğimde bir şey diyecek gibi oldu ama sessiz kaldı. Ardından yeniden domaldı ve bacaklarını ayırdı. Yarağımı tutup soktum amına tekrar ve gidip gelmeye başladım içinde. Ama az önceki şevk ve şehvetin yerini şimdi sıradanlık almıştı. Sırf sikişmiş olmak için sikişen karı kocalar gibiydik.

Amına var gücümle pompalıyordum. “Şlop şlop şlop şlop!” sesleri sahnedeki Ecem’in şarkılarına eşlik ediyordu. Hanımağa ufak ufak inlemeye başlamıştı ama önceki yoğunluğu ve arzusu yoktu.

Üç kere boşalmanın etkisiyle dördüncüsü gecikiyordu ama Hanımağa bitirmemi istiyordu artık. “Belim ağrıdı, hadi!” derken daha da hızlandım erkenden boşalabilmek için.

Dolgun göt yanaklarının sallanışları, kasıklarımızın çarpışması, çıkan tok sesler, Hanımağa’nın savrulan sarı saçları derken kendimi kaybetmişçesine yükleniyordum amına. Zevkten inliyordum artık. Yarağım amında kolayca gidip geliyordu, içinin genişliği ve derinliği sayesinde kafasından dibine kadar girip çıkıyordu.

Açık duran laptopun ekranı şiddetle sallanırken masanın üstündeki kalemlik, zımba, sumen vs. eşyalar yer değiştiriyor, zıplıyordu. Hanımağa “Hadi ulan, her yerim ağrıdı!” diyordu kısık sesle. Klima kapalıydı. Üzerinde siyah kâğıt çekili pencere de kapalıydı ve oda çok sıcak olmuştu. Alnımda biriken ter damlacıkları yüzüme akıyordu.

Hanımağa’nın göt yanakları kızarmıştı artık. Kalkmaya çalışırken beline bastırdım. “Amına koyduğumun ibnesi, çabuk ol!” diye çıkışırken üzerimde hissettiğim baskı nedeniyle boşalmam daha da gecikiyordu.

Amından çıktım. Yarağım şişmiş gibiydi. Elinden tutup kaldırdım Hanımağa’yı. “Kasıklarım ağrıdı lan!” dedi. Doğrusu benim de taşaklarım ağrımıştı. Yüzü kızarmış ve ter içinde kalmıştı. “Gelmedin mi daha, ne kadar uzun sürüyor seninki!” dedi yüzünü kapatan uzun saçlarını geriye atarken.

“Gel şöyle!” dedim ve koltuk altlarından tutup masanın üstüne oturttum. Baskın erkek rolüm Hanımağa’nın hoşuna gitti. “Yat bakalım!” dediğimde laptopu kenara iterek uzandı masaya. Bacaklarını tutup ayırdım ve geriye attım. Pileli eteği aşağı kayarken kızarmış amı çıktı ortaya. Yarağım gibi onun da amı şişmişti. Dudakları nar gibi olmuştu.

Ellerini dizlerinin arkasına koydu Hanımağa. Yarağımın kafasını bir süre amının üzerine ve dudaklarına sürttüm. Hemen alttaki göt deliği açığa çıkmıştı, tüm cazibesiyle önümdeydi. Ama göt deliğini es geçip amına soktum yarağımı. Dibine kadar içine girdiğinde Hanımağa’dan ıkınma benzeri bir ses geldi. Başını dik tutmaya çalışıp bakıyordu bana.

Ellerimi kalçalarına attım ve amına yüklenmeye başladım. Yarağım boydan boya giriyordu içine yine. Her girip çıkışında şişkin dudakları yaprak misali oynuyordu. Hanımağa şimdi daha rahattı ve inlemeleri çoğalıyordu. O ara içinde kalemlerin olduğu metal kalemlik yere düştü ve mermer zeminde şiddetli bir ses çıkardı.

“Yavaş lan!” dedi Hanımağa. Dışardaki adamına kapının önünde durmamasını söylemişti ama belli de olmazdı. Ellerini masanın üstüne koyup destek alıyordu şimdi. Bacakları havada iki yana ayrılmıştı pergel gibi. Ayak bileklerinden sıkıca kavrayıp ağır ağır sikmeye başladım o zaman. Yavaş hareketlerle girip çıkıyordum amına. Hanımağa dudaklarını emiyor, ısırıyordu. Beyaz yüzündeki kızarıklık artarken ter damlaları saç diplerini ve alnını kaplamıştı.

“Götün çok harika, tam sikmelik!” dedim aldığım keyifle. Hanımağa ıkınıp inlemelerinin arasında cevap vermedi sözlerime. “Bir kere yapsak olmaz mı!” dedim bu kez de. Buna da yanıt vermedi. Yarağımda boşalmanın gecikmesiyle birlikte ağrı hissetmeye başlamıştım.

Birden Hanımağa “Çok mu istiyorsun!” diye sordu. “Her şeyden çok!” dedim. “Tamam, ama burda olmaz!” diye karşılık verdi. “Söz mü!” dediğimdeyse “Söz ama sen de bitir artık şunu!” dedi kısık sesle. Aldığım cevapla dünyalar benim olmuştu. Havadaki bacaklarını omuzlarıma attım. Amına yine hızlıca pompalamaya başladım.

Hanımağa’nın göz kapakları hızlı hızlı açılıp kapanıyor, burun kanatları genişleyip daralıyordu. Siyah gömleğinin altındaki şişkin memeleri oynuyordu sürekli. Aldığım söz beni boşalmaya yaklaştırmıştı. Yakın ve müsait bir zamanda götünü bana verecekti, Hanımağa sözüydü bu.

Sonunda uzun sikişmemiz boşalmamla sona erdi. Sikişimiz uzun ama boşalmam kısa sürmüştü. Ama kısa da olsa yoğun bir zevk dalgasının içinde yüzüyor gibiydim. Bütün enerjim tükenmişti, amından çıktığımda ayakta durmaya mecalim yoktu.

Kendimi koltuğa bırakırken Hanımağa uflayıp puflayarak doğruldu. “Bitirdin beni puşt!” dedi gülümseyerek. Onun da zevk aldığı belliydi. Saçlarını geriye atıp kutu mendilden birkaç tane çekip yüzünü ve amını sildi. Bana da uzattı mendil kutusunu. Birkaç tane çekip yarağımı sildim, döl niyetine çok bir şey yoktu üstünde. Ama sıcak suyun içine girip şişen sosis gibi olmuştu yarağım.

Hanımağa üzerini düzeltti. Ceketini çıkartmak aklımıza gelmediğinden hem gömlek hem ceket kadıncağız su içinde kalmıştı. Koltuğun üstüne attığım külotunu giyindi. Yanıma oturdu. Sol elini dizime vurup “Aslanım benim!” dedi neşeyle. Yanağıma bir öpücük kondurup “Hadi giyin bakalım. Ben çıkıyorum şimdi, sen burada bekle beni!” dedi.

Kalkıp giyindim. Kâğıt mendilleri aldı ve avucunun içine koyarak sıktı. Kimsenin görmemesi için banyoya atacaktı. Kilitli kapıyı açtı yavaşça ve dışarı çıktı. Kapının önünde kimselerin olmaması şansımızaydı.

Pencereyi açtım, önce güzel bir serinlik çarptı yüzüme ardından Adana’nın sıcak ve nemli havası girdi odaya. Klimayı açtım daha sonra. Koltuğa oturup kendime gelmeye çalıştım.

Hanımağa 10 dakika kadar sonra geldi. Yüzünü yıkamıştı. “Ufff, çok şükür serinlemiş içerisi!” dedi. Yerdeki kalemleri topladı, kalemliği masanın üzerine koydu. Ceketinin cebindeki altın tabakadan bir sigara çıkarıp yaktı, birkaç derin nefes çektikten sonra bana uzattı. Ben de birkaç nefes çektim.

Derken masanın çekmecesini açtı. Elinde bir tabanca tutuyordu. Usta ve seri bir şekilde tabancanın şarjörünü söküp namludaki mermiyi çıkardı, şarjörü tekrar takıp emniyetini kapadı. Ardından bana uzattı tabancayı.

“Ne bu!” dediğimde “Al işte, sana veriyorum, benim yanımda çalışmaya başlayacaksan alışacaksın buna!” dedi. Askerlikten beri elime silah almamıştım. Düğünümde hediye ettiği tabanca bile yıllardır dolabın içindeki işlemeli kutusunda kilitli duruyordu. Hayatımdaki ilklerden biriydi bu. Kendine yeni bir sigara yakıp viski doldurdu. Bana da doldurup uzattı kadehi.

Tabancayı tutarken “Ulan daha tutmasını bilmiyorsun!” diyerek çıkıştı. Yerinden kalkıp tabancayı nasıl tutmam gerektiğini anlattı. “Yeni gelinin yarak tutması gibi tutmayacaksın bunu, düzgün tut!” diyerek gösterdi.

Ama sonra yapamadığımı anlayınca “En iyisi sen ver onu, ben sana başka bir tane ayarlayacam, bu sana olmadı!” dedi ve silahı çekmeceye geri koydu. Birkaç yudum viski daha aldım. Ardından da isteği üzerine içeri geçtik…

Ecem sahneden inmişti. Şimdi bir dansöz yarı çıplak halde darbuka ve klarnet sesleri eşliğinde dans ediyordu. Yüzünde tül bir peçe olan kadının sallanan iri memeleri ve kalçaları müşterileri coşturuyordu.

Hanımağa ile boştaki masalardan birine geçtik. Müdür hemen yanımıza geldi. Hanımağa ona birkaç direktif verdi Sevda ve diğer kızlarla ilgili. Müdür kafasını sallayarak söylenenleri dinledi ve “Emredersin Hanımağam!” diyerek yanımızdan ayrıldı.

Derken fedailerinden birisi geldi yanımıza. Hanımağa “Abinize güzel bir makine ayarlayın!” deyince adam bana baktı. “Nasıl bir şey istersin abim!” dedi elleri önünde. Makine dediği tabancaydı ve adam da nasıl bir şey istediğimi soruyordu.

“Sen bırak şimdi onun ne istediğini, yarın ayarla bir şeyler. Poligona atış yapmaya gittiğimizde dener, hangisini severse onu alır!” dedi Hanımağa. Onun bu sözü üzerine adam “Emredersin Hanımağam!” dedi ve padişahın huzurundan ayrılan birisi gibi uzaklaştı…

Dansöz oynamaya devam ederken kıyafetinin üst kısmını çıkardı. Şişkin memeleri çıplak kalmıştı şimdi. Külot benzeri minik bir giysi ile yüzündeki tül peçeden başka bir şey yoktu üzerinde. Sarhoş müşterilerden bazıları sahneye dansözün yanına gitmeye çalışınca garsonlar araya girip onları durdurdu.

Kadın kıvrak bir şekilde belini yılan gibi oynatıyordu. Kalçalarının hareketi kulübü titretiyordu sanki. Masaların önüne geldikçe müşterilerin çoğu minik külotunun arasına para sıkıştırıyordu. Hanımağa kulağıma eğilip “Zerrin buraların en iyisidir!” dedi.

Derken kadın bizim masanın önüne geldi aralardan geçerek. Hanımağa ellerini çırparak tempo tutuyordu. Kadının meme uçlarında minik birer yıldız vardı. Çıplak vücudu simlerle kaplanmıştı. Her saniye memeleri sağa sola yukarı aşağı löpürdüyordu.

Hanımağa benden ellerimi kadının beline koymamı istedi. Çekine çekine yaptım dediğini. O an Zerrin adlı dansözün beli ve karnı titremeye başladı. Güçlü bir matkabı tutunca kollar ve vücut nasıl titrerse benim de kollarım ve vücudum öyle titriyordu. Zerrin tül peçenin üstündeki sürmeli gözleriyle bakıyordu bana. Uzun sarı saçlarını başını hızla çevirerek birkaç kez yüzüme savurdu. Saçlarıyla beni dövüyordu sanki.

Hanımağa’nın elinde 100 Dolar gördüm. Parayı uzattı bana ve Zerrin’in külotunun arasına koymamı işaret etti. Elindeki parayı alıp dediğini yaptım. Minik külotun lastiği arasına sıkıştırdım parayı. Zerrin eğildi, dudaklarıma bir öpücük kondurduktan sonra birkaç defa daha saçlarını savurdu yüzüme ve yanımızdan ayrılıp başka masalara geçti.

Zerrin’i izlerken Hanımağa’nın telefonu çaldı. Arayan kumarhane müdürü Cavit’ti. Hanımağa Cavit’in sözlerini dinledikçe sinirleniyordu. Sonunda “Sen işleri organize et. Avukatı da ara gelsin. Ben de geliyorum, kimseyi salma sakın. Yoksa senin de işini bu gece bitiririm!” diyerek kapattı. Öfkeden köpürmüş bir haldeydi. “Ne oldu!” sorularıma cevap vermedi.

İşaret edip adamlarından birini çağırdı. “Çocuklara söyle hazırlansınlar. Kumarhaneye gidiyoruz, tam tekmil, ona göre!” diyerek gönderdi. “Ne oldu, hayırdır!” dediğimde “Hayır mı şer mi göreceğiz!” dedi. Ardından “Kumarhaneye gidiyorum, sen de gel!” diyerek kalktı ayağa. “Olur, gidelim!” dedim. Artık o nereye giderse ben de oraya gidecektim.

Kapıya çıktığımızda araba hazırlanmıştı. Arkadaki siyah minibüse de ellerinde tabancalar ve otomatik tüfekler olan adamlar bindi. Onları öyle görünce tırstım. Arabaya binip yola koyulduk. “Ne oluyor böyle tabancalar, tüfekler? Çatışmaya mı gidiyoruz!” diye sordum.

Hanımağa elini dizime vurup “Ne oldu korktun mu!” dedi gülerek. Ardından “Bana borcu olan ibnenin birinin işyerine çökecem bu gece!” dedi. Bir süre sonra Mersin yoluna saptık. Şoför geçen seferki yoldan götürüyordu yine ama bana farklı yerlerden geçiyormuşuz gibi geliyordu. Kafam allak bullaktı. Göreceğim şeyleri düşünüyordum. Nihayet yolculuğun ardından kumarhanenin olduğu yere geldik.

Araçtan inerken birkaç adam önümüzde bitiverdi. Her biri “Hoş geldin Hanımağam!” çekerken bana da “Hoş geldin Abi!” diyordu. Artık benim kim olduğumu öğrenmişlerdi anlaşılan.

Binanın arka tarafına geçtik yine, demir kapının ziline bastık. Kapı açılırken mini etekli esmer bir kız göründü. Kız ürkerek kenara çekildi. İkinci kapıyı da geçip içeri geçtik, az sonra Hanımağa çağırmadan kumarhane müdürü Cavit göründü. Hanımağa’nın önünde el pençe divan duruyordu.

İçerisi yine oldukça kalabalıktı. Her bir masa ve slot makineleri kumar oynamaya gelenlerle dolmuştu. Hanımağa sert bir sesle “Nerde o pezevenk!” deyince Cavit “Odamda Hanımağam!” dedi. Hanımağa önde biz arkada koridoru geçerken silahlı adamlar da bizi takip ediyordu. Beyaz ceketi omuzlarındaydı ve attığı sert adımlar koridoru çınlatıyordu.

Odaya girdiğimizde iki adamla bir kadın korkudan ödleri patlamış halde karşılıklı koltuklarda oturuyorlardı. Her birinin yüzü kireç gibi beyazdı, titriyorlardı. Odada ayrıca Hanımağa’nın yaşlı avukatı ve eli silahlı birkaç adamı vardı. Gayet rahat ve sakin şekilde ayakta dikiliyordu avukat.

Hanımağa “Evet Şamil Efendi, ne yaptın!” dedi omzundaki ceketi koltuğun birine fırlatarak. Ellerini beline koyup adamın önünde dikildi, sağ ayağını yere vuruyordu. Adam korka korka ayağa kalktı. “Hanımağam, etme eyleme, ben ettim sen etme. Sözüm söz, borcum borç. Allahını seversen bana süre ver!” derken Hanımağa elini kaldırıp konuşmasını kesti.

“Ne süresi ulan pezevenk. Sana verdiğim süreyi babamın oğluna vermedim ben. Dalga mı geçiyorsun benimle!” diye kükredi. Şamil adlı adamın sesi titriyordu.

Kumarhaneye borcu olan galerici olduğunu o zaman anladım. Geçen hafta Hanımağa’nın Cavit’e patlamasına sebep olan adamdı bu. 2 milyon lira kadar borcu vardı. Hanımağa Cavit’e bir hafta süre verdiğini söylemişti ama bir hafta dolmadan galeriye çökecekti. Belli ki o arada bir şeyler olmuştu.

“Kredi başvurusu yaptım, bugün yarın haber çıkacak, birkaç gün daha istiyorum senden, başka bir şey istemiyorum!” dediğinde Hanımağa “Ulan her seferinde ayrı yalan söylüyorsun. Hangi banka sana kredi verir? İbne! Hem borcunu vermiyorsun hem de benden mal kaçırmaya kalkıyorsun, yer miyim ulan ben bunları!” diyerek adamın suratına şiddetli bir tokat attı.

Adam yerinde sallanırken kıpkırmızı oldu. Yanındaki adam ve kadın da Hanımağa’ya yalvarıyordu ama Hanımağa onları dinlemiyordu bile. Adam Şamil’in kardeşi, kadın da karısıydı.

Derken Hanımağa Cavit’in masasının üstüne elini var gücüyle vurdu ve “Evet Şamil Efendi, 2 milyonluk borcunu 4 milyona çıkarıyorum. Bu dakikadan itibaren de galerine el koyuyorum!” dedi tok sesiyle. Ardından avukata dönüp “Senetleri hazırla avukat bey!” dedi. Avukat Cavit’in koltuğuna oturdu. Çantasından bir senet koçanı çıkardı ve sakin sakin yazmaya başladı.

Her biri 500 bin liralık 8 senet yazdı avukat. Tarih kısımları boştu. Şamil senetleri imzalarken kardeşi ve karısı da kefil oldu. Hanımağa sadece galeriye el koymamış üstüne 4 milyon alacaklı olmuştu.

Şamil son senedi de imzaladıktan sonra Hanımağa elini onun omzuna koydu ve “Bana numara çekilmeyeceğini öğrendin mi aslanım!” dedi. Şamil cevap vermedi bu soruya çünkü kendinde değil gibiydi.

Hanımağa “İşlemleri sabah başlat avukat bey. Bu iş daha fazla uzamasın. Benim yerime Tuğrul devralacak!” dediğinde avukat “Tamam Hanımağam, nasıl istersen!” dedi.

Şamil, kardeşi ve karısı yine yalvarmaya devam ediyordu ama yorgan gitmiş kavga bitmişti artık. Adamlar ellerindeki silahları üçünün üstüne doğrulttuğunda her biri ödleri bokuna karışmış halde kaçıştılar.

Özellikle kadın korkudan kendini kaybetmişti, sesi bile çıkamıyordu. Elleri titriyordu durmadan. Hanımağa işaret edince adamlar silahları indirdi. Cavit krupiye kızlardan birini getirdi az sonra, kadını alıp tuvalete götürmesini, elini yüzünü yıkamasını istedi. Dört adam da Şamil ve kardeşini alıp çıkardı. Her biri ağlıyordu.

Hanımağa “Gidiyoruz, hazırlanın!” deyince önümüze geçti. Sıradaki iş söz konusu galeriye gidip el koyma işlemini fiilen gerçekleştirmekti. Hanımağa elleri omuzlarındaki ceketinde hepimizin önünde kararlı adımlarla yürüyordu yine. Avukat hemen yanımdaydı.

“Sabah sizinle buluşup işlemleri hallederiz!” deyince “Ne işlemleri!” diye sordum. “Galeri sizin üstünüze yapılacak, Hanımağa öyle dedi ya!” diyerek yanıt verdi avukat. Hanımağa beni galerinin sahibi yapmış, başına getirmişti, o hengâmede anlamamıştım. Ne diyeceğimi bilemedim.

Ben ve Hanımağa arkaya otururken avukat ön koltuğa geçti. Şimdi arkamızdaki minibüsten hariç önümüzde de içi silahlı adamlarla dolu bir araba vardı. Avukat yapılacak işlemlerle ilgili bilgi verdi gidene kadar.

Gideceğimiz yer oto galericiler sitesindeydi. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından sitenin önüne geldik. Giriş kapısını geçtik. Gecenin o saatinde ne kimsiniz diyen olmuştu ne de nereye gidiyorsunuz diyen. Her şey önceden planlanıp ayarlanmıştı.

Biraz sonra iki katlı yapının önünde durduk. İki farklı galeri yan yanaydı. Bizimkinin önünde orta yaşlı bir adam duruyordu. Galerinin önünde ve yan tarafında sıra sıra araçlar vardı. Orta ve üst sınıf arabalarla birkaç tane lüks cip yan yana dizilmişti.

Arabadan indiğimizde adam Hanımağa’nın elini sıktı. Sonra da bizi içeriye aldı. Üst katta ofis alt katta da birkaç arabanın sığabileceği boş alan vardı ve burada da arabalar bulunuyordu.

Adam bizi ofis katına çıkarırken Hanımağa’nın eli silahlı adamları etrafı kolaçan ediyordu. Adam buranın muhasebecisiydi. Galeri ile ilgili kabataslak bilgiler verirken Hanımağa dikkatle dinliyordu onu.

“Borca karşılık şu lüks arabalardan, ciplerden verse olmaz mıydı!” diye sorduğumda adam “Hepsi bizim değil. Çoğunu konsinye satıyoruz abi!” diyerek yanıt verdi.

Bir saatin sonunda ayrıldık galeriden. Hanımağa’nın birkaç adamı ve muhasebeci adam orada kaldı. Sabah yıllardır çalıştığım işyerinden istifa etmiş, gece yarısı ise bir araba galerisinin sahibi olmuştum. Adana’ya gelip Hanımağa ile tanıştığımdan beri en yoğun ve hızlı günümü yaşamıştım.

Cavit Şamil’in mallarını kardeşinin üstüne yapacağını, bu sayede evlerini ve araba galerisini Hanımağa’dan kurtarmaya çalıştığını haber almış, adamları vasıtasıyla da onları derdest edip kumarhaneye getirtmişti. Bunu yapmasa Şamil gibi onun da kellesi gidecekti. Adama kredi açan oydu.

Saat 02:00 civarı evimin önüne geldik. Hanımağa “Sabah işlerimiz var. Yat dinlen iyice. Sabah konuşuruz!” deyip dizime vurdu. “Tamam!” diyerek indim. Avukat önde kendisi arkada gecenin karanlığında yol aldı arabası.

Uyku gözlerimden akıyordu. Dairenin kapısını açıp girdim. İçeride yoğun bir çamaşır suyu ve temizlik malzemesi kokusu vardı. Işığı açtım. Emine evi pırıl pırıl yapmıştı. Her yer silinip temizlenmişti. Mutfak, banyo, salon, odalar hepsi pırıl pırıldı.

Hanımağa sayesinde evim tertemiz olmuştu. Ama bu eve yakın zamanda veda etmem gerekiyordu çünkü işten ayrılınca evi de boşaltmam lazımdı. Gülnaz aklıma geldi, emlakçı olduğundan bana yeni bir ev bulabilirdi.

Kendimi yatak odasına zor attım. Üstümdekileri çıkardım ve banyo bile yapmadan yatağa uzandım…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir